KIBRIS ALEVİLERİ

KIBRIS ALEVİLERİ

 

Kadim bir inanç olan Alevilik yaşadığı bütün coğrafyalarda yönetimlerle sorun yaşamıştır.  Doğa inancı olan Alevilik, sırtına devletlere dayamış dinlere, inançlara benzemediğinden sürekli yok olmama mücadelesi vermiştir.

Aleviler binlerce yıl yaşadıkları olumsuzluklardan sonra Anadolu’da Hristiyanlığın ve İslamiyetin yayılma sürecinde daha da zorluklar yaşamaya başlamıştır.

Selçuklular ve Osmanlılar Aleviliğin İslamiyet karşısında bir tehdit olduğunu sanarak Aleviliği asimile etmek için Devletin bütün olanaklarını kullanmışlar, başarılı olamayınca bu defa da Alevileri yok etmeyi hedeflemişlerdir.

Öncelikle Alevileri tespite başladılar. Hangi bölgede, hangi köyde  kaç aile, kaç nüfus oldukları kayıt altına alındı.

Bunların nerelere ne kadar etkilerinin oldukları hatta Ocakzade yani Rehber, Pir, Mürşid olup olmadıkları ve hangi ocak mensupları olduklarını da belirlediler.

 

1512 yılında başlayan Kıbrıs sürgününün ilki Finike limanından başlamış ve en yakın yer olan Girne Limanına indirilmiştir.

İlk giden gurubun Karaman,Seydişehir, Antalya bölgesinden oldukları sanılmaktadır.

Görüldüğü gibi Torosların eteklerinde yaşayan Aleviler düzene karşı verdikleri mücadele sonrası büyük bir kısmı toptan imha edilmiş kalanları ise daha yüksek tepelere kaçarak kurtulmuşlar ve kısa süre sonra da kalanların elebaşı olarak kabul görenleri de Kıbrıs’a sürgün edilmişlerdir.

Kıbrıs sürgünlerinin tekrar dönebileceğinden endişe ettiklerinden tıpkı Rodos ve Girit adalarına gönderdiklerine uyguladıkları gibi elebaşlarının alınlarına ve burunlarının üzerine kızgın demirler ile işaret yapmışlar.

Kıbrıs’a giden elebaşlarının bir kısmı da Alevi inanç önderleridir. Rehber (Rayber-Pir-Mürşid) düzeyinde insanlar oldukları sanılmaktadır.

Sürgüne gönderilen Alevi Pirleri gittikleri Kıbrıs’ta inançlarını ve Talip-Rehber-Pir-Mürşid ilişkilerini yani inanç örgütlenmelerini devam ettirdiklerinden daha sonraki süreçlerde Bektaşi babalarını ve arkasından da Nakşi Şeyhlerini Kıbrıs’a göndererek Alevilerin tümden inançlarından uzaklaşmalarına vesile olacaklardı.

 

İlk sürgünlerin arkasından söylenen ağıt ve deyişler günümüzde sıcaklığını korumaktadır ancak içeriğini çok iyi bilmemektedirler.

Finike’den hareket eden gemide bulunanların Torosların her iki yakasında kalan bugün ki Alevilerin yakınları, gidenlerden haber almak için Turna Kuşlarının gelmesini ve haber getirmesini beklemişler.

Turna Kuşları,Osmanlı tarafında  Mısır, Kıbrıs, Lodos, Girit adalarına sürgün edilen Alevilerden haber getirdiği, selam götürdüğü simgelenir. (Aleviler Finike limanından gemilere bindirilerek gönderildiği için Turna-Gemi-Finike bir bütünlük arz eder).

Turnaların toplu uçuşlarını Alevilerin cemde toplu ibadet etmelerine benzeterek Turnaların uçuşlarını semah olarak kabul etmişlerdir.

Kıbrıs’ta vatan özlemi çeken ve ülkesinde kalan yakınlarından hiç haber alamayan bir Alevi, hayal ettiklerini Turna kuşu ile konuşurmuş gibi  ve haber getirdiğini tasarlayarak karşılıklı  söyleşi şeklinde düşüncelerini dillendirir.

Bunun en güzel örneğini Aşık Esiri ve Davut Suları semah ve deyişlerinde yansıtmıştır.

 

Aşık Esiri’ye ait olan bir deyişte  (Turnalar Semahı) Turna ile konuşuyor.

 

Aşıp, aşıp karlı dağlar gelirsin
Gelişin nerden yalınız turnam
Ben bilirim bizim elden gelirsin
Bir kelam söylesin diliniz turnam

 

Ağlamışsın gözün dolu yaş ile
Uğramışsın zemherinin kışına
Alıcı kuşla turnam senin işin ne
Gayrı yaman olur halimiz turnam

 

Gel ağlama gözyaşını sileyim
Ne derdin var ise ben de bileyim
Yalnız kaldı isen yoldaş olayım
Daha çok uzak mı yolumuz turnam

Davut Sulari bir deyişinde Turnadan bahseder.

Turnam gelir bizim elden
Yeni kalkmış Ağırgöl’den
N’olur konuş bizim dilden

Üç telli, dört telli, beş telli turnam
Sen olmaz isen buralarda durmam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam

 

Alevilerin özellikle Kıbrıs’a sürgün edilmeleri ile Osmanlı arşivlerinde ve halk arasında anlatımlarında oldukça fazla belge vardır.

Halk tarafından mitolojik bilgi olarak kabul edilecek söylenceler belge olmadığı için çok fazla yer vermeyi uygun bulmadık.

Oldukça yaygın şekilde kullanılan belgelerin bazılarına dayanarak verilen bilgilere göre;

 

1572 Musul Kadısına yazılan 664 sayılı ferman ile, Mısır bölgesinde bulunan ve İran ile bağı olanların Kıbrıs’a sürülmesine dair karar

1572 yılında Rumeli kadısına gönderilen

1574 Alanya’da Morgil köyündeki 2 kardeşin medrese öğrencilerine verdiği eğitim gerekçe gösterilerek öğrencileri ile birlikte Kıbrıs’a gönderilmeleri.

Karaman’da Karabey adlı şahısın tüm sülalesi ile birlikte Kıbrıs’a gönderilmeleri ve Halep’ten başlayarak Konya ovası ve özellikle Karaman’da bulunan tüm varlığına da el konulmasına dair karar ve ferman.

 

Çorum Beyine yazılan 968 sayılı ferman ile Etrak’ların (Türk Alevilerinin) çok cesur olduklarından ileriki süreçte başlarına bela olabileceği kanaati ile bir an önce seslerinin kesilmesi aksi halde Kıbrıs’a sürülmeleri.

1576 yılında Dulkadiriye ve Bozok Beylerbeyine gönderilen Fermanla Şah İsmail ve İran ile ilişkisi olan elebaşlarının idam edilmelerine, kalanların ise Kıbrıs’a sürülmelerine dair kara ve Ferman.

Karaman Kızılbaş ileri gelenlerinden Aksak Seyfettin, İran ile ilişkili olduğu için derhal ortadan kaldırılmalı. Taifesi de Kıbrıs’a sürülmeli diye Karaman Beylerbeyine verilen kesin talimat.

1578 de Sivas Beylerbeyine gönderilen ferman ile bölgedeki Rafizilerin liderlerini, Pirlerini ortadan kaldırın (İdam edin) kalanları da yanlarında kolluk kuvvetleri olmak üzere Kıbrıs’a gönderilmelerini sağlayınız.

Seydişehir ve Beyşehir Kadılarına aynı tarihte ayrı ayrı yazı göndererek Bölgenin en büyük Mülhid Başı Muharrem dede önceden Kıbrıs’a gönderilmesine rağmen müritleri aynı yolda yürümeye devam ettiklerinden, kadınlı erkekli muhabbetler ettikleri tespit edildiğinden  öncelikle  elebaşlarından  Hüseyin olmak üzere ileri gelenlerinin idam edilmelerine, kalanların da Kıbrıs’a gönderilmelerini emrediyorum.

1587 yılında Celali isyancılarından kalanların bir kısmı çete oluşturmakta ve Müslümanlara bela olmaktadırlar. Bunların derdest ekilerek Kıbrıs’a gönderilmelerini ve Kıbrıs’da Mesarya denilen köye yerleştirilmeli ve kontrol altında tutulmalılar.

1700 lü yılların başlarında Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı bölgeden  Nevşehir, Ürgüp, Bor, Kırşehir ve Niğde bölgelerinden gerekçesi bilinmeyen nedenlerle bol miktarda ailelerin Kıbrıs’a sürüldüğü bilinmektedir ve en ilginç olan yanı Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı bölgede o sürgünden sonra yok denilecek kadar Alevi kalmıştır.

Günümüzde özellikle Niğde,Kırşehir ve Nevşehir illerinde bir çok ilçelerinde Alevi köyleri yoktur. Kıbrıs’a sürülenlerden sonra kalanlar ya öldürülmüşler ya da asimile olmuşlar.

Anadolu’da düzene başkaldıranların başında Aleviler gelmekteydi. Bunun nedeni ise Aleviliğin temelini oluşturan Hakk,Adalet,Eşitlik kavramıdır.

Buradan hareketle yapılan yanlışlara, haksızlıklara karşı sürekli dik durmuşlar ve bedelini de ağır ödemişler. Günümüzde bu duruş bozulmadan devam etmektedir.

Kıbrıs’a gönderilenlerin arasında bulunan Pirler, Mürşidler uzunca bir süre inançlarını ve Talip-Pir ilişkilerini sürdürmüşler ve bundan rahatsızlık duyan Osmanlı bu defa da farklı bölgelerden Bektaşileri toplayarak Kıbrıs’a göndermişler ve Alevilerin oluşturdukları Meydanevi karşısına Bektaşi dergahları kurdurmaya başlamışlar.

Oldukça küçük bir nüfusa sahip olan Bektaşiler, devlet imkanlarını sonuna kadar kullandıklarından oluşturdukları Dergah ve tekkelerle farklı bir çalışma başlatmışlarsa da başarılı olamamışlar.

Yüzlerce yıl Kıbrıs’ta yaşayan Alevileri asimile edememişlerdir. Zoraki yaptıkları bir iki Cami cemaatsizlikten ve kimsesizlikten yıkılmaya yüz tutmuştur.

Alevileri Müslümanlaştırma politikası kesinlikle tutmamış taki Nakşi Şeyhlerini  Kıbrıs’a gönderene kadar.

Kıbrıs’a giden Nakşi Şeyhleri Aileleri ile gitmemişler, sadece görevli oldukları için yanlarında birkaç yardımcıları ile giderek Osmanlı zihniyetine hizmet vermeye Çalışmışlardır.

Dikkat edilecek olur ise Kıbrıs’ta 1500 lü yılların başında giden Alevilerin bulundukları köy ve kasabaların hiç birisinde Cami yoktur. Üstelik Anadolu’da ve Osmanlının hüküm sürdüğü diğer bölgelerde her yere hatta her köye ve mahalleye Cami yaptırılırken Kıbrıs’ta bunu başaramamışlar, Nakşi Şeyhlerinin kendi ibadetimiz için Cami yaptırıyoruz, yapıyoruz dedikleri zamana kadar.

Bütün bu baskı ve zorlamalara rağmen Kıbrıs Alevileri inançlarını, yaşam mücadelelerini sonuna kadar sürdürmüşlerdir. Rumların Kıbrıs’a son gelişlerine kadar yaşam aynı şekilde devam etmiştir.

Osmanlının uygulamaları karşısında mücadele veren Aleviler bir taraftan canları ile, malları ile bedel öderlerken diğer taraftan da yerlerinden yurtlarından da edilmişlerdi.

Gittikleri (sürgün edildikleri yerlerde de aynı kararlılığı göstermeyi başarmışlardır.

 

Dikkatten kaçmaması gereken iki önemli husus vardır.

Birincisi; Kıbrıs’a Osmanlılar tarafından sürgün edilen Alevilerin Anadolu’da yaşadıkları bölgeler konuştukları ana dilleri.

İkincisi : Osmanlının yanlışları karşısında mücadele veren aile yada kabileler.

 

Sürgün edilen ailelerin bir kısmı Torosların her iki yakasında yaşayan Aleviler. Bulundukları coğrafyanın kırsal olması,hayvancılık ve orman ürünlerinden yaptıkları alet ve edavatları satarak geçimlerini sağlayanlar olmaları yani tamamen beden gücünü kullanan hem güçlü hem de inançlı bir toplum.

Bunlara Tahtacılar, Ağaçeri gibi isimler verilmekte ve inançlarını en iyi şekilde yaşayan topluluklar. Emeklerinin ellerinden alınmasına izin vermeyecek bir topluluk.

 

Bir başka bölge Alevi İnanç önderi Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı topraklarda yaşamış ve Hacı Bektaş Veli öğretisini en iyi yaşayan ve inançlarından kolay kolay vazgeçmeyecek topluluklar ki bunlar Nevşehir,Niğde,Kırşehir bölgelerinde yaşayan aleviler.

 

Dulkadiroğlu beyliğinde yaşayan Aleviler. Kalender Çelebiye desteğini esirgemeyen Nurhak ve Göksun Değirmendere çarpışmalarından geride kalanların çeşitli gerekçelerle bölgelerinden uzaklaştırılmaları.

 

Baba İshak döneminde verdikleri onurlu mücadele ile isimlerini tarik kayırlarına kazdıran güçlü ve mücadeleci ruha sahip Amasya,Çorum,Tokat,Yozgat bölgesinde yaşayan Aleviler.

Alevi Pirleri, Mürşidleri.

Mısır’da bulunan Alevilerden bir kısmı.

Anadolu’da yaşayan Alevilerin Müslümanlığı zarar vereceğinden korkan Osmanlı yönetimi Alevi Elebaşlarını ve güçlü ailelerini sürgüne tabi tuttuğunu söylese de asıl gerekçe Alevileri asimile etme konusunda karşılarında durabilecek gücü ortadan kaldırmaktır.

Arabistan çöllerinden yola çıkıp Viyana kapılarına kadar dayanan ve hangi inançtan olursa olsun ya Müslüman olacaklar yada yok olacaklar politikası ile nice canlar alan ve çok büyük bir kesimi Müslümanlaştıran ancak Alevileri Müslümanlaştıramayan Osmanlının yeni bir oyunu idi.

Müslümanlaştıramadığı Alevileri farklı bir politika ile yok edeceklerdi.

Alevilerle Müslümanların ortak hiçbir yanları yoktu, sadece aynı Coğrafyada yaşamaktaydılar.

İslamiyetin temel kuralları vardır. Buna İslamın Şartları denir.

Namaz kılmak, Ramazanda oruç tutmak, Zekat vermek, Hacca gitmek, Şehadet getirmek.

Bu emirleri yerine getirerek Allahı razı edip öldükten sonra Cennete gitmek her İslam mensubunun (Müslümanın) asli görevidir .

Aleviler bu şartların hiç birisini yerine getirmemişlerdir ve bu inançla ilgileri yoktur.

Alevilerde Cem,dem,ikrar,görgü,bağlama,deyiş,semah,gülbang,erkan,Hızır,ziyaret, çerağ,dar,lokma Talip-Rehber-Pir-Mürşid ilişkileri vardır.

Bu sayılanların hiç birisinde İslamiyette yoktur.

Anlaşılacağı gibi İslamiyette olanların hiçbirisi Alevilerde yoktur. Alevilerde olan değerlerin ve ritüellerin hiçbirisi de İslamiyette yani Müslümanlarda yoktur.

Böyle bir tablo karşısında Osmanlı bir taraftan Alevileri ve Aleviliği yok etmeye çalışırken de İslamiyet içerisinde Yok etmek maksadıyla sizlerde Müslümansınız demişlerdir.

Samimi bir itiraf etmeyen Osmanlının bu anlayışını kimi aleviler ve Alevi İnanç önderlerinden bir kısmı samimi bularak kabullenmiş ancak sonuna kadar gidememişlerdir.

 

Sonuç olarak Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin çok büyük bir kısmı Anadolu’nun değişik bölgelerinden sürgün edilen Aleviler oluşturmaktadır.

Osmanlı ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşundan sonra tıpkı Anadolu’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da Aleviliği yok etmeye çak büyük emek vermişlerdir ancak bunda da başarılı olamamışlardır.

Bu kadar baskı ve farklı uygulamalar karşısında Kıbrıs’lı Aleviler inanç ve ritüellerinin büyük bir kısmını unutmuşlar yada unutturulmuştur.

Buna rağmen başka bir inanca da yeterince sahiplenmemişlerdir. Baskılara boyun eğmeden ve kimselerin etkisi altında kalmadan yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Türkiye’nin Kıbrıs çıkartma hareketinden sonra Kıbrıs’a giden aileler içerisinde Alevilerle birlikte Müslümanlar da gitmişlerdir.

Kıbrıs’a sonradan yerleşen Alevi olmayanlara devletin inançsal anlamda verdiği destek yine de Alevileri onlara yaklaştıramamıştır.

Herşeye rağmen Hünkar Hacı Bektaş Veli öğretisini ve Pir Sultan Abdal direnişini korumasını bilmişlerdir.

Her Kıbrıslı geçmişini araştırmalı ve köklerini ve inançlarını öğrenmelidir.  11.8.2016