Hiroki Wakamatsu’ya Cevap yazım

Mersin Toros Üniversitesi Alevi Bektaşi Araştırma Merkezi Müdürü Doc.Dr. Hiroki Wakamatsu.  Araştırma Merkezi’nin kapsam ve faaliyetleri hakkında değerlendirmeler bulunan Dr. Wahamatsu,  merak edilenlere yanıt verdi. ‘Alevîlik nedir? Aleviler Türk müdür, Kürt müdür yoksa Arap mıdır? Kızılbaş kime denir?’ gibi birçok konu başlıkları altında açıklamalara yer veren Dr. Wakamatsu Vakıf Üniversitesi olarak Türkiye de tek merkez olduklarının altını çizdi 

Not: Bu özel söyleşi İMECE gazetesinden alınmıştır

RUHSAR UÇAR/ ÖZEL ROPÖRTAJ

SORU:Hiroki hocam merhaba bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

-Ben Hiroki Wakamatsu. 1978 yılında Japonya’nın Chiba kentinde doğdum. 2001 yılında Tokai Üniversitesi(Kanagawa) Edebiyat Fakültesi Medeniyetler bilimleri bölümünden lisans eğitimimi tamamladım. 2003 yılında Sophia Üniversitesi(Tokyo) Asya Kültür Enstitüsü Alan çalışmaları programı (Antropoloji) yüksek lisansımı bitirdim. 2004 yılında Sophia Üniversitesi (Tokyo) Asya kültür enstitüsüne alan çalışmalar programı(Antropoloji) Doktora öğrencisi olarak kabul edildim ve 2005-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesinde misafir araştırma öğrencisi olarak Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde saha çalışmalarında bulundum. 2011 yılında doktora unvanını aldıktan sonra Tunceli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesi (Yrd. Doç. Dr) olarak çalışmaya başladım,2014-2016 yılları arasında Çorum Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Antropoloji bölümünde Öğretim üyesi olarak çalıştım.2016 yılından itibaren Toros Üniversitesi Alevilik Bektaşilik Uygulama merkezinde müdür olarak çalışmaktayım. Asıl branşım Sosyal Antropolojidir. İnsanların kimlik inşası ve dini ritüeller, Akrabalık ve soydanlık üzerine araştırmalar yapmaktaydım. Doktora tezim ‘Doğu Anadolu’daki Toplumsal Kategoriler ve Dini Ritüeller’ konusunda olup Aleviler arasında uygulanan Ocak üzerine yoğunlaşmıştır ve Etnografik çalışmalar ağırlıklı olarak çok sayıda Uluslar arası endeksli yayınlarım ve bildirimlerim bulunmaktadır.

SORU:Sizi Alevilik üzerine araştırma yapmaya yönlendiren, ilgi duymanızı sağlayan faktörler neler oldu?

-Sophia Üniversitesinde yüksek lisans öğrencisi iken Kyoto Üniversitesi’ne Ankara Üniversitesinden bir Prof. Dr Misafir öğretim üyesi olarak gelen değerli bir Türk hocamız ile tanışma ve fikir alışverişinde bulunma şansım oldu. Tez hazırlama aşamasındaydım ve hocaya hangi konu üzerinde çalışabileceğimi sorduğumda bana Türkiye’de Alevilik inancının olduğunu ve ilgimi çekebileceğini söyledi. Ben aslında Sosyal Antropologum; Etnik kimlik, dini kimlik, dini ritüeller, Akrabalık ve soydanlık üzerine araştırmalar yapmak istiyordum. Çalışma saham Hindistan da olabilirdi, Avusturya da Aborjinler de olabilirdi ya da Güney Polenezya adalarında da olabilirdim. Azınlık denilemeyecek kadar çok nüfusa sahip olan bir Alevi kitlesi vardı. 80 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 30 milyon insan Alevi inancına sahip idi ancak haklarında çok az ayrıntılı çalışma yapılmıştı ve ciddi kafa karışıklığına neden olacak bilgiler vardı. Literatür çalışmalarına İngilizce ve Fransızca eserlerden başladım. O dönemde Türkçe bilmiyordum.

Doktora öğrencisi iken 2005-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesinde misafir öğrenci olarak saha çalışmaları yapabilmem için kabul edildim. Bu süreçte Türkçeyi öğrendim ve Kütahya, Muş, Eskişehir, Malatya, Erzincan illerinde çalışmalar yaptım.

SORU:Müdürü olduğunuz Araştırma Merkezi Hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne zaman kuruldu, hangi amaçla kuruldu?

-Toros Üniversitesi Alevilik-Bektaşilik Uygulama ve Araştırma Merkezi 28/10/2015 tarihinde resmi gazetede yayınlanıp kuruldu. Ancak 02/07/2016 tarihinde benim atanmamla faaliyete geçti. Vakıf Üniversiteleri içinde tek merkez biziz. Alevi-Bektaşiler tarihte dini kopukluklar yaşadıklarından dolayı yazılı kaynaklardan ziyade sözlü geleneklerle kendi ibadetini kapalı olarak yaşamış ve dini düşüncelerini sürdürmeye devam etmektedirler. Fakat 1990’lı yıllarla birlikte Medya’nın özelleştirilmesi, Bilgi teknolojisinin gelişmesi gibi hızlı toplumsal değişimden dolayı birbirinden farklı yorumlanabilecek çeşitli ‘Alevilikler’ ortaya çıkmıştır. Merkezimizin amacı Alevilik-Bektaşilik konusunda bilimsel açıdan belirli siyasi ve toplumsal düşünceye dayanmaksızın tarafsız bir şekilde araştırma ve inceleme yapmaktır. Bu inanç ve kültürün, kültür tarihi içerisindeki yerini doğru bilgi ve belgelere dayalı olarak tespit etmek, elde edilen bilgileri Merkez tarafından yayınlanacak olan akademik araştırma dergisi,  bülten ve benzeri vasıtalarla, araştırma yapan kişilere, kurumlara ulaştırmak, ayrıca konferans, panel ve sempozyumlar aracılığıyla geniş halk kitlelerine sunmaktır.

SORU: Merkezinizin Faaliyet alanları neler olacak hocam?

-Aleviliğin Mersin ve Çukurova bölgesi başta olmak üzere Balkan Ülkeleri ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile Ortadoğu Ülkelerinde Alevilerin-Bektaşilerin yaşam tarzını araştırmalar ile tespit etmek, kayıt altına almak ve bilimsel çalışmalar yapmak olacak. Alevilik-Bektaşiliğin Türk Kültür tarihi ve İslam Kültür tarihi içindeki yerini bilimsel kaynaklara dayalı olarak ortaya koymak, Alevilik-Bektaşiliği hazırlayan tarihi, sosyal ve siyasi sebepleri incelemek olacaktır. Bunu yaparken amaçları ve faaliyetleri itibari ile Merkezimiz ile benzerlik arz eden kamu kurum ve kuruşları ile fikri, mali ve kültürel ilişkiler kurmak, ortaklaşa bilimsel ve sosyal faaliyetlerde bulunmak. Bu amaçla Merkezimizin Danışma Kuruluna Alevi-Bektaşi derneklerinin yerel temsilcilerini ve Akademisyenleri de aldık.

SORU: Hocam Alevilik nedir? Mezhep midir? Bize Alevi inanç sisteminden bahsedebilir misiniz?

-Alevilik Hz. Ali’nin yol erkânını yürüten, onun sünnetine tabi olan kitleye Alevi diyoruz. Alevilik dini, inançsal bir kimliktir. Alevi olabilmek için Alevi bir anne babadan doğmuş olsanız bile Dedenin ikrarını almanız gerekmektedir. Alevi olmayan bir insanda Dedenin ikrarını alarak Alevi inancına geçebilir. Alevilik mezhep değil, meşreptir. İslam dininde Sünni inancında dört mezhep vardır; Hanbelî, Şafi, Hanefi, Maliki. Caferilik Şii inancının mezhebidir. Alevilik Sünni inancının bu dört mezhebinden biri değildir, mezhep alt kavramdır. Ancak Sünni, Şii, Alevi inancı meşreptir yani üst kavramdır.

Hz. Ali Hz. Muhammed’in hem amcası oğlu hem de damadıdır ve Hz. Muhammed’e Peygamberlik verildiğinde ona ilk inanandır. Hz. Muhammed Ben İlimin Kalesiysem Hz. Ali onun kapısıdır demiştir. Hz. Muhammed ve Dört Halife döneminde Halifelik makamının geçişi icma toplantıları ile karara bağlanıyor ve herhangi bir tartışma ya da çatışma yaşanmıyordu. Ancak Hz. Ali’nin Halife olmasıyla Muaviye’nin bunu hazmedememesi Halifelik makamına kendisinin geçmek istemesi nedeniyle yarattığı fitne ve çatışma ortamı ve Hz. Ali’nin Namaz esnasında Muaviye’nin adamlarından birisi tarafından şehit edilmesi ardından oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Kerbala’da şehit edilmeleri sonrasında Hz. Ali’yi sevenlerin onun yol erkânını seçmesi ile ayrışma başlamıştır. Ancak inancın şekillenmesi ve kurumsallaşması Horasanda Hoca Ahmet Yesevi’den sonra olmuştur.

SORU:Alevilik inanç sisteminde dini ritüellerin Sünnilik mezhebiyle farklılaşma göstermesi üzerine neler söyleyebilirsiniz?

-Ehlibeyt sevgisi, Hz. Ali ve Kuran sevgisi Alevi inancında olduğu gibi Nakşibendîlik içinde de vardır. Özünde bir ayrışma yoktur. İslam Allah ile Kul arasındaki ilişkidir, araya hiç kimse giremez, sorgulayamaz. Aleviler namaz kılmıyormuş bu doğru bir eleştiri değil Aleviler içinde Namaz kılan ciddi bir kitle olduğu gibi her Sünni’nin de Namazını tam kıldığını söyleyemeyiz. Namaz kılan Alevi bir insan içinde Asimile olmuş terimini kullanmak doğru değildir bu kişinin kendi tercihidir ve saygı duyulması gerekir. Aleviler için Camiye gitmiyorlar demek ne kadar yanlışsa, tüm Sünniler Camiye gidiyor demekte doğru değildir. Antropolojik açıdan Eric Hobsbawm Geleneklerin İcadı adlı eserinde Şöyle diyor: Uzun süredir Gelenek olarak insanlar tarafından gözüken “gelenek” sonradan o anki toplumun siyasi, toplumsal ve ekonomik durumlarına göre icat edilmiş olduğunu söylüyor. Antropolojik açıdan bütün inançlar karmaşık bir bütündür. Sünni inançta kendi içinde İslamiyet öncesi Arap geleneklerini taşıyabilir, Alevilik inancı da kendi içine Şaman ya da Zerdüşt kaynaklı ritüelleri taşıyabilir.

SORU:Kızılbaş deyimi nereden gelmiştir Hocam?

-Sıffin Savaşı ve Şah İsmail döneminde yaşanan savaşlarda Aleviler kendilerini ayırt etmek için başlarına kırmızı bir taç takmışlardır ve Kızılbaş terimi bu örtünün renginden gelmiştir.

SORU:Mum söndü adı verilen çirkin bir yakıştırma vardır. Mum söndü deyimi nereden geliyor Hocam?

-Eskiden köylerde Cem yapılırken Peyk adlı haberci-gözcü kimse gelmesin diye kapıda bekliyordu. Elektriğin olmadığı, aydınlatmanın mum ile sağlandığı zamanlarda siyasi olgulardan dolayı gizli yapılmak zorunda kalınan Cem törenine kimse şahit olmasın diyerek tamamen korunma amacıyla Mum söndürülerek ortam karanlık hale getiriliyordu.

SORU:Alevilerin Etnik kökeni ile ilgili tartışmalar için ne söyleyebilirsiniz? Aleviler Türk müdür, Kürt müdür, Arap mıdır?

-Alevilik bir inanç kimliğidir. Etnik aidiyetten ayrı bir kavramdır. Herkes özgür bir şekilde kendi etnik ve inançsal kimliğini ifade etme hakkı vardır. Bakın ben Japon um ama Alevi yol erkânını seçtim. Alevi Türk’te, Kürt’te, Japon da olabilir. Nusayriler Arap Alevileridir. Yol erkânını benimsemiş ve dedenin ikrarını almış her Milletten kişi Alevi inancına sahip olabilir. Dini kimlik Etnik kimlikten ayrı yerde incelenmelidir.

SORU:Hocam zaman ayırdığınız ve temel konularda bizi aydınlattığınız için çok teşekkür ederim. İlerleyen zamanlarda tekrar bir araya gelip Alevilik inanç sisteminin felsefesini daha ayrıntılı konuşmak isteriz.

-Ben çok teşekkür ederim. Toros Üniversitesi bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşilik Araştırma Merkezinin amacı Toplumun bu konuda olan bilgi ihtiyacını karşılamaktır. Ve Mersin Halkımızı bu röportaj vesilesi ile 22.05.2017 Pazartesi günü saat 14.00’te Toros Üniversitesi 45 Evler Kampüsünde yapılacak olan ve Prof. Dr. Ali Yaman’ın konuşmacı olarak katılacağı  ‘Alevi İnancı ve Toplumsal Kurumlar’ konulu seminere davet etmek istiyorum.

 

Açıklamaya Yanıt.

Sayın Hiroki Wakamatsu Alevilikle ilgili düşüncelerini paylaşmıştır.

Sorulan sorulardan bazılarını kendileri Aleviliği tam öğrenemediği için ve Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde birlikte hareket ettiği kimi akademisyenlerden öğrendiği kadarı ile cevap vermek zorunda kalmıştır.

Her insanın düşüncelerini özgürce söyleme hakları olduğu gibi bilmediği konularda amacı dışına çıkacak şekilde açıklama yapmama gibi bir görevi de vardır.

 

Sayın Hiroki Wakamatsu aynı zamanda bir Üniversitenin Alevilik Bektaşilik Araştırma Merkezinin de Müdürlüğünü yapmaktadır.

 

Sorulara verdiği cevaplardan katılmadığım bazıları hakkında düşüncelerimi paylaşmak zorunda kaldım.

 

Sayın Wakamatsu ; “Alevilik Hz. Ali’nin yol erkanını yürüten, onun sünnetine tabi olan kitleye Alevi diyoruz” demektedir.

 

Halbuki Alevilik bir inançtır. Buna YOL denir.

Alevilik bir yoldur, bu yolun yolcularına Alevi denilmektedir, yolun sonu da RIZA ŞEHRİdir.

Aleviliğin İslamiyetle, Sünni ve Şii inancı ile hiçbir ilgisi yoktur.

Her inanç ve kültür bir başka kültürden etkilenmiş olabileceği gibi Alevilikte etkilemiş ve etkilenmiş olabilir. Bu gerekçe ile bir başka inançla ilişkilendirmek kesinlikle doğru olmaz, olamaz.

Kırklar cemini öğrenmiş olsa idi böyle bir cevap vereceğini sanmıyorum vermeyecekti.

Aleviliğin inançsal kuralları ve Erkanları vardır. Olmazsa olmazları vardır.

 

Alevilikte, Cem vardır, Dem, Bağlama, deyiş, semah, düvaz, ikrar, görgü, Musahiplik, Lokma, Talip- Rehber- Pir- Mürşid, Ziyaret, Hızır, Dar, Düşkünlük, didar, Rızalık,

HAKK-DOĞA-CANLI (Tanrı-Doğa-İnsan) anlayışı vardır.

Bu anlayış ne kişiye nede ne de bir zümreye bağlı değildir.

 

 

 

Bir başka soruya verdiği cevapta Hz. Ali’nin oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit edilmişlerdir demektedir.

Hz. Hasan’ın Kerbela ile ilgisi yoktur ve Kerbela olayından çok önce Hakka yürümüştür.

 

Bir başka soruya verdiği cevap son derece manidardır.

Aleviler namaz kılmıyormuş bu doğru bir eleştiri değil, Aleviler içerisinde Namaz kılan ciddi bir kitle olduğu gibi … Namaz kılan Alevi bir insan için de Asimile olmuş terimini kullanmak doğru değildir. Bu kişinin kendi tercihidir..” demektedir.

 

Namaz kılmak İslamın şartlarından birisidir. Her Müslüman namaz kılabilir, inançlarının gereğidir.

Alevilikte Namaz kılmak yoktur, Ramazan Orucu tutmazlar, Hacca Gitmek yoktur, Zekat vermek yoktur , Şehadet kelimesi yoktur.

Aleviler de Namaz kılmazlar.

Uzun süredir baskı altında kalan kimi Aleviler, mahalle baskısı, ekonomik sıkıntı ..gibi zorunluluktan namaz kılmak zorunda kalmış olabilirler. Asimile olan Alevilerin namaz kıldıkları doğrudur ancak Hem Namaz kılıp hemde Cem yapan Alevi yoktur. Olanlar var ise bunlar asimile olmuş Alevilerdir.

Alevilerin namaz kıldıkları, oruç tuttukları söylemleri tamamen siyasi bir yaklaşımdır, Aleviliği yozlaştırma politikasının bir ürünüdür.

 

Alevilik Meşrep değildir. Alevilik kendisine has bir İnançtır.

Aleviliğin olmazsa olmazlarını yukarıda belirtmiştim.

 

Hassas bir konu olan İnanç ve inançsal değerler üzerinde yorum yapmak özellikle Alevilikle ilgili farklı söylemler son derece önemlidir.

Hiç kimse aklına geleni yada hoşuna giden sözleri gerçekmiş gibi açıklama hakkına sahip olmamalıdır. 18.5.2017

Sevgi ve dostlukla.

Abbas Tan

Toros Üniversitesi

Alevilik Bektaşilik Uygulamalı Araştırma Merkezi

Danışma Kurulu üyesi

ve

AKD Mersin Şubesi Cemevi Bilim Kurulu Başkanı.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir